Son Haberler
Ana Sayfa / Basından / KRİZLE TANIŞAN DUBAİ

KRİZLE TANIŞAN DUBAİ

20.12.2009 / Gazete Avrupa Köşe Yazım

 

Arap Yarımadası’ndaki Birleşik Arap Emirliği’ne bağlı yedi tane emirlikten biri olan Dubai’de milli gelir 80 milyar ABD Doları, kişi başı GSMH 44.000 ABD Doları’dır ve Dubai, B.A.E. ekonomisinin %35’ini oluşturmaktadır.

Dubai 3900 km2’lik yüzölçüme ve 1.5 milyon nüfusa sahiptir. Ülkenin %97’si çöl olmasına rağmen 1990’lı yıllarda petrol gelirleri ile okul, konut, hastane, yol yapımı gibi bir çok altyapı yatırımlarına girişilmiştir. Hong Kong’un Çin’e devredilmesi sonrası ise dünya ticaret merkezi halini almış ve gelişimi çok daha büyük ivme kazanmıştır. Global kriz öncesinde ülkede yürütülmekte olan inşaat ve altyapı projelerinin ise 350 milyar ABD Doları tutarında olduğu tahmin edilmektedir.

Dubai Şeyhi Muhammed Raşid El Makdum’un devlet eliyle yürüttüğü emlak projeleri, insanlık tarihinin gördüğü en büyük gayrimenkul geliştirme projeleridir. Palmiye Adaları denilen ve tepeden bakıldığında palmiye ağacı görünümdeki iki yapay ada ile yine tepeden bakıldığında dünya haritası görünümündeki World in Dubai adası ve dünyanın en uzun oteli olan Burç El Arab Oteli bu projelere örnek olarak verilebilir.

Gelişimi petrol gelirine bağlı ve otokratik rejimlerle yönetilen ortadoğu ülkelerinin aksine, batıya dönük yapısı ve modern yönetim anlayışı ile idare edilen kurumları ile farklı ve güvenilir bir merkez olan Dubai, birçok ülke için uzak doğuya güvenle mal sevk edilebilecek reeksport üssü haline gelmiştir. Uluslar arası ticaret merkezi kimliği beraberinde turizm gelirlerinin de büyümesine neden olmuştur. Gelişen mali piyasalar ve “sukuk” adı verilen İslami bonolar gibi alternatif yatırım araçları ile Dubai, petrol zengini ülkeler ile tasarruf fazlası bulunan ülkeler için alternatif bir yatırım adresi haline gelmiştir.

Dünyanın 6. büyük petrol rezervine sahip olan ve 1970’lerden bu yana petrol çıkarıp ihraç eden Dubai ekonomisinde bugün petrol gelirleri, toplam gelirlerinin sadece %8′ ini oluşturmaktadır. Bu haliyle Dubai bir ortadoğu ülkesi olarak sadece sahip olduğu petrol gelirlerine bağlı kalmaksızın gelişip, global ekonominin içinde gelir kaynaklarını fazlasıyla çeşitlendirebilmiştir.

Ancak hızlı gelişen gayrimenkul alanındaki yatırımların finansmanı için mortgage sektörünü oluşturan Dubai’de, gevşek kurallar ile spekülatif amaçlı yatırımların yapılabilmesi mümkün kılınmıştır. Gerçek bir denetim mekanizması olmaması nedeniyle devlet ve özel sektör yatırımcıları tarafından yapılan ve bir kısmı spekülatif nitelikteki yatırımlara olan aşırı talep, gayrimenkul ve finans piyasasında fiyatların aşırı şişmesine yol açmıştır.

Dubai’de kriz süreci 2008 sonunda global krizin de etkisi ile yatırımcıların yatırımlarını dondurup ya da tasfiye etmesiyle başlamıştır. Öte yandan konut ve iş alanlarında gayrimenkul talebi önemli ölçüde azalmış, inşaat şirketlerinin yatırımları ellerinde kalmış ve yeni projelerini de rafa kaldırmak zorunda kalmışlardır. Finans sektörü de bu nedenle ülkeden çıkış eğilimine girmiştir.

Bir devlet teşebbüsü olan Dubai World ve bağlı ortaklıklarının finansman dengesi işte bu süreçte bozulmaya başlamıştır. Nitekim birkaç hafta önce yaşanan kısa süreli krizin altında yatan temel sebep Dubai ve diğer emirliklerde yapılan devasa emlak yatırımlarının finansmanı için ihraç edilen tahvillerin ve bankalardan alınan kredilerin vadesi geldiğinde geri ödenmesinde yaşanan likidite krizidir. Diğer taraftan aynı Lehman Brothers gibi, Dubai World şirketi için de batmayacak kadar büyük (too-big-to-fail) yanılgısı ile “Bu borçların ilgili olduğu yatırımların boyutu devlet müdahalesini zorunlu kılar” düşüncesiyle borçlar üzerinde devlet garantisi varmış gibi davranılmıştır.

Dubai’de yaşananlar net olarak, Abu Dabi’nin petrol gelirlerinden Dubai piyasasında ortaya çıkan konut sistemi açıklarını finanse etmekten vazgeçtiğini açıklaması ile başlamış ve kriz böylelikle tetiklenmiştir. Abu Dabi’nin bu stres kontrolü, 14 Aralık 2009’da açıklama yapmasını gerektirmiş ve Dubai World’un yapacağı 4.1 milyar ABD Doları tutarındaki borç geri ödemesi için 10 milyar ABD Doları yardımda bulunacağı belirtilmiştir. Toplamda 80 milyar ADB Dolarını bulan borç için bu kısmi kurtarma hamlesi piyasalar tarafından olumlu karşılanmış ve kriz büyümeden atlatılmıştır. Unutulmaması gereken konu Abu Dabi’nin 630 milyar ADB Doları nakitinin olduğudur.

Bazı ekonomistler tarafından başlangıç olarak görülen bu krizde önemli edinimler vardır ki, alınan bu kurtarma kararının anlamı da budur. Tıpkı ABD’deki gibi tüm oyuncular krizin oluşmaması için gereken önlemleri almaları gerektiği bilincine ulaşmışlardır. Dubai yaşanan bu tecrübe sonrası bölgedeki önemini halen korumaktadır ve İslami finans sektörü için halen önemli bir adrestir. Amerikalı, Avrupalı, Asyalı ve orta doğulu işadamları yan yana çalışırken maaşlar yüksek, gelir vergisi yok, her yer lüks apartman daireleri ile doludur. Şehir önemli iş bağlantılarının yapıldığı bir yer olarak yatırımcıları ve iş adamlarını birleştiren bir konumdadır. Harcama eğilimi yüksek tüketici potansiyeli ile, yatırım yapacak yer arayan yüz milyarlarca dolarlık petrol geliri ve toplam 1 trilyon ABD Dolarına ulaşan bir ekonomiye sahip olan Dubai, bölge ekonomileri için bir çıkış kapısı olarak önemini halen korumaktadır.

Krizle tanışan Dubai, her ne kadar milli olmasa da kendi kaynakları ile krizden kurtulabilecek güce sahiptir. Dubai için krizin henüz başlangıçta olduğunu bildiren ekonomistler, konu Türkiye olunca nasıl bir yorum yaparlar düşünmek bile istemiyorum! Ancak sonuç olarak kesin olan şudur ki; “Finans sektörü ile büyümeyi hedef alıyorsanız mutlaka kaynaklarınız sizi kurtarabilecek seviyede olmalıdır…”

Bahadır Özgün

 

Hakkında admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir