Son Haberler
Ana Sayfa / GENEL / STAND-BY HABERİ GELDİ

STAND-BY HABERİ GELDİ

03.01.2010 / Gazete Avrupa Köşe Yazım

 

IMF anlaşması ön haberi, yılın son gününde ilk olarak Başbakan Erdoğan’dan geldi. Başbakanın MYK toplantısında IMF ile mutabakat sağlandığını açıklamasının ardından, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan  1,5 yılı aşkın süredir sürdürülen görüşmelerde sona gelindiği mesajını verdi. Devlet Bakanından gelen bilgiye göre; IMF ile anlaşma 2 yıllık bir stand-by olacak ve bu olası 20’nci stand-by ile Türkiye’ye 20-25 milyar dolar arasında bir kaynak gelecek.

Türkiye Cumhuriyeti 1961’den bugüne kadar IMF ile 19 tane stand-by anlaşması imzaladı. Genellikle krizlerin ardından stand-by anlaşmaları yapan Türkiye, IMF’den 50 milyar doların üstünde kaynak sağladı.
Aslında geçtiğimiz aylarda IMF finansmanına ihtiyacımızın olmadığı, IMF başkanı da dahil olmak üzere herkes tarafından açıkça ifade edilmişti. Devlet Bakanı tarafından yapılan son açıklamada da “Türkiye global krizden finans sektörü açısından etkilenmedi. Finans sektöründe çok önceden reformlar yapılmıştı. Gerek Merkez Bankası, gerekse BDDK’nın zamanında aldığı tedbirler etkili oldu. Bu tedbirler sonucunda Türkiye kriz döneminde OECD ülkeleri içinde bankalarında operasyon yapmayan tek ülkedir.” ifadesi kullanıldı.

 

Yani herkes tarafından kabul edilen konu; IMF parası ile kapatılacak bir finans açığımız yoktur. Sadece şu an da hazinenin borçlanma faizi IMF finansmanına göre çok daha yüksek maliyetlidir ve bu konuda da, Devlet Bakanı Babacan “IMF anlaşmasıyla gelecek paranın Merkez Bankası’na rezerv olarak gireceği ve hazinenin bu kaynak kadar daha az borçlanacağı” bilgisini verdi.

 

Ancak IMF ile yapılacak bir klasik stand-by anlaşması tabii ki sadece ucuz finans kaynağı sağlanmasını tesis etmiyor. Bu anlaşmalarda çeşitli koşullar oluşturuluyor. Örneğin 19. stand-by anlaşmasının başlatılmasının ön şartı; “Bankacılık Kanunu” nun yasalaşmasıydı. Haziran 2005 – Mayıs 2008 dönemini kapsayan 19. stand-by ayrıca şu yükümlülükleri de getiriyordu:

  1. Sosyal güvenlik reformu’nun TBMM’den geçmesi,
  2. Vergi ve KİT ürün fiyatlarının belirlenmesi,
  3. Kamu bankalarına ait imtiyaz ve yükümlülüklerin aşamalar halinde kaldırılmasına yönelik takvimin hazırlanması gibi.

Bunlar bizlerin bildiği ve bazıları için de faydalı olduğu düşünülen koşullardı. Bu koşulların dün olduğu gibi bugün de önümüze konulacağı, ayrıca kamuoyu ile paylaşılmamış koşulların olabileceği gerçeğini bir kenara koyup; bu anlaşmanın finansal piyasalarda ne gibi sonuçlar doğuracağını kısaca düşünelim:

 

  • Yapılacak bir stand-by anlaşması haberinin kısa vadede finans piyasalarında coşku yaratacağı kesindir. Bu haberle borsa yükselecek, faiz ve döviz gerileyecektir. Çeşitli finans kuruluşlarından olumlu raporlar yayınlanırken, kredi derecelendirme kuruluşları not artırımlarını açıklayacaktır. Yabancı yatırımcılar zaten yüksek getiri sağlayacak güvenli piyasa aradıkları için Türkiye’ye yönelecek ve aynen 2003-2007 döneminde olduğu gibi büyüme rakamları sıcak paranın da etkisiyle yüksek oluşacaktır. Zaten son 50 senedir yapılan 19 anlaşmadan alınan toplam 50 milyar dolarlık kaynağın ilk etkileri aşağı yukarı bu şekilde oluşmuştur.
  • Sıcak para girişinin ardından Türk Lirası daha da değerlenecek ve döviz fiyatları da iyice gerileyecektir. Gerileyen döviz kuru ithalatta patlama yaratacak ancak zaten global kriz ile daralmış olan dış piyasalara ihracatı daha da zorlaştıracaktır. Çünkü uluslararası piyasalarda mallarımız düşük kur pozisyonumuz nedeniyle rekabet şansını iyice kaybedecektir. Bu durumda üretim düşük seviyelerde kalacak, işsizlik rakamları olumlu yönde gelişim gösteremeyecektir. Bütün bunlarla birlikte dış ticaret açığı büyüyüp daha fazla yabancı finansman gereği doğuracaktır.

Aslında bu sarmal önceki dönemlerde de hep böyle oluşmuştur ve bir türlü bu kısır döngünün dışına çıkılamamıştır. IMF ile yaşanılan 50 senede Türkiye’de maalesef kendi koşullarımıza göre bir büyüme modeli geliştirilememiştir. Sıcak pazar arayan yabancı sermayenin cazibesi ile hükümetlerimiz hep en kolay yolu tercih etmişlerdir. Tabii ki sıcak para en küçük bir risk ortamında kendini korumaya almış ve ülkeyi hemen terk etmiştir. Bu durum da piyasalarımız kırılgan hale gelmiştir. Böylelikle sıcak para girişte kısa vadeli olarak ekonomiye verdiği faydanın çok daha fazlası zararı çıkarken vermiştir. Oluşan kur politikaları ile ülkemizin kaynakları ve insanımızın emeği hep düşük bedellerle yurt dışına çıkmıştır. Ayrıca en acısı da, yabancı sermaye çıkışı her zaman bir tehdit unsuru olarak kullanılmış ve hükümetlerimizin gerek ulusal, gerekse uluslar arası politikalarda güçlü duramamasına sebep olmuştur.

Özetle şunu ifade edebiliriz ki, tabii ki ucuz kredi anlamına gelen IMF anlaşması faydalı olabilir. Ancak ülkenin yapılanması ve büyümenin tesis edebilmesi için sadece yabancı sıcak para kaynaklarına güvenmek ülkeyi bir noktaya götüremiyor. Ülkede bir kalkınma modeli oluşturmak şarttır. Doğru bir kalkınma modelinde ise üretimi artıracak destekleri sağlamak, maliyetleri düşürecek önlemleri almak, kur politikalarını doğru belirlemek, dış ticaret dengesini sağlamak, özellikle ihracatı desteklemek, büyümeyi yapay değil kalıcı gerçekleştirmek gerekmekte. Hükümetimizden tek beklentimiz bugüne kadar oluşturulamayan kalkınma modelimizin oluşturulup, kararlılıkla uygulanmasıdır.

Bahadır Özgün

 

Hakkında admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir